Kelile Ve Dimne
Farsça nesrin en seçkin ve en müstesna eserlerinden biri olarak kabul edilen Kelîle ve Dimne, didaktik/öğretici edebiyatın bir parçası olup, hayvanlar dünyasından seçilen kahramanlar aracılığıyla alegorik bir anlatı (edeb-i temsilî) sunmaktadır. Fars edebiyatında köklü bir geçmişe sahip olan bu alegorik anlatı geleneği, yalnızca hayvan hikâyeleriyle sınırlı kalmayıp; insanları, bitkileri ve hatta cansız varlıkları da bünyesine alacak kadar geniş bir yelpazeye yayılmıştır. Bu türdeki metinler Fars Edebiyatı içerisinde genel olarak “mesel”, “destan”, “kıssa”, “efsane” veya “hikâye” şeklinde isimlendirilse de Kelîle ve Dimne’nin kendi metninde bu tür anlatılar için genellikle "mesel" ve "destan", bazen de "hikâye" ve "efsane" kelimeleri kullanılmıştır. [1]
Hayvanların, insan rollerine büründüğü ve insanların hayvan diliyle konuştuğu bu alegorik tarzın en ilkel izlerine; eski Hint metinleri olan Veda, Upanişad ve Brahmanalar’da, ayrıca Eski Ahit, Avesta ve Gatalar gibi kutsal kitaplarda rastlamak mümkündür. Batı dünyasında ise MÖ. V. yüzyılda derlenen Ezop Masalları, bu türün en erken örnekleri arasında kabul edilmektedir. Bununla birlikte, Fars edebiyatındaki temsilî anlatıların, özellikle de hayvanların merkezi bir rol üstlendiği hikâyelerin asıl kaynağı Kelîle ve Dimne olarak kabul edilmelidir. Bu eserin eski Pehlevice ve Süryanice çevirilerinden başlayarak daha yakın dönem Arapça ve Farsça çevirilerine uzanan süreci, bu türün gelişiminde belirleyici bir rol oynamıştır.
Kelîle ve Dimne, yalnızca karakter yaratıcılığıyla değil, aynı zamanda "hikâye içinde hikâye, iç içe geçmiş anlatı" tekniğiyle de Fars edebiyatında çığır açmış bir eserdir. Bu özgün anlatım tarzının etkileri; HezârEfsâne, Sindbâdnâme, Merzubânnâme, Bahtiyârnâme gibi klasiklerde ve hatta MevlanaCelaleddin’in başyapıtı Mesnevî-yiŞerîf'te açıkça görülmektedir. [2]
Meşrutiyet dönemi İranlı ünlü şairlerinden, edebiyat tarihçisi, siyasetçi, devlet adamı MeliküşşuaraBahâr (ö. 1951), Sebkşinâsî/Târîh-i Tatavvur-i Nesr-i Fârsîadlı eserinde Kelîle ve Dimne ile ilgili yapmış olduğu değerli ve çok ayrıntılı araştırmalarının sonuçlarını vermekte ve bu eserle ilgili şöyle bir değerlendirmede bulunmaktadır: “Bilim ve edebiyat dünyasında, yüzyıllar geçmesine rağmen bu kitap kadar taze kalan, farklı uluslar ve kültürler nezdinde bu derece kabul gören bir başka kitap yoktur. Bu eser; hükümdarların dostu, bilginlerin kabul gördüğü bir kaynak, halkın can yoldaşı, mutlu ve huzurlu yaşama rehberi, başarının kaynağı, ahlakın ve mutluluğun kılavuzu olmuştur. Ortaya çıkışından on dört yüzyıl geçmesine rağmen şöhreti bütün dünyada taptazedir." [3]
Eser, üstün teknik özellikleri ve “sanatlı nesir” tarihindeki olağanüstü edebi değerinin yanı sıra, içerdiği ahlaki ve toplumsal gayeler nedeniyle de pek çok ulusun ilgisini çekmiş; bu ilgi sonucunda sayısız dile tercüme edilerek şerh edilmiştir. Nitekim Prof. François de Blois, bu eserin önemini vurgularken onu "Medeniyetler arası ilişkiler tarihinin en değerli ve gözde belgelerinden biri" olarak nitelendirir. Kelîle ve Dimne’nin tarihsel serüveni incelendiğinde, bir kültür mirasının Hindistan topraklarından başlayıp önce İran’a, oradan İslam dünyasına, son aşamada da Avrupa coğrafyasına ve oradan da tüm dünyaya uzanan erişim süreci net bir şekilde izlenebilmektedir. Eserin farklı ulusların kültür dünyalarındaki bu yüksek itibarı ve gördüğü genel kabul, günümüze ulaşan çok sayıdaki nüsha ve tercümesiyle de onaylanmaktadır. [4]
- Kelîle ve Dimne’nin Kökeni ve Kaynakları
Kitabın asıl kökleri, eski Hintlilerin dili olan Sanskritçe ile kaleme alınmış eski Hint edebiyatı efsanelerine dayanmaktadır. Kelîle ve Dimne hikâyelerinin kökenleri, Pançatantra ve Mahabharata gibi Hint epik efsanelerinde yer almaktadır. Eserdeki "Dimne", "Şenzebe" gibi hayvan isimlerinin Sanskritçe kökenli ve anlamlı kelimeler olması, kitabın Hint kaynaklı olduğunun en somut kanıtlarındandır. İsimlerin ötesinde; zahitlere sıkça atıfta bulunulması, bazı hayvanların et yemekten kaçınması ve Hint Brahmanlarına sürekli göndermelerde bulunulması gibi ögeler metne sinmiş Hint felsefesi ve düşünce dünyasını açıkça yansıtmaktadır. [5]
Pançatantra: “Beş fasıl”, “Beş kitap”, “Beş bölüm” bazı araştırmacıların belirttiklerine göre de IV. yüzyıl başlarında kaleme alınmıştır. Eser şu bölümlerden oluşur:
1. MitraBheda: Dostların ayrılığı. Siyaset; parçala ve yönet konusuyla kitabın en geniş ve ayrıntılı bölümüdür.Bu bölümün iki ana kahramanı “Karataka” ve “Damanaka” adlı iki çakaldır. Bunlardan biri Pingalaka adlı aslan ile Samjivaka adlı sığır arasında söz götürüp getirerek onların dostluklarını düşmanlığı dönüştürür.
2. MitraLabha: Dost kazanma. Dostluk kurma ve dost kazanma konusunu ele alır. Asıl kahramanları “kaplumbağa, güvercin, karga, ceylan ve fare”dir.
3. Kakolukiya: Kargalar ile baykuşlar savaşı. Düşmanlar ile dostluk kurmaktan ortaya çıkan zararları konu alır. Asıl kahramanları “baykuş ve karga”dır.
4. LabdaPranaça: Kazanımların kaybedilmesi. İnsan bin bir zorlukla elde etmiş olduklarını nasıl kaybettiğini konu alır. Ana kahramanları “maymun ve timsah”tır.
5. ApariksitaKarka: Ölçülüp biçilmeden aceleyle yapılan iş. Başkalarının sözlerine kulak asmamaktan kaynaklanan zararlar. Asıl kahramanları “Brahman ve sansar”dır. [6]
Bu bölümlerin her birinde bir ana hikâye ve bu hikâyelerin kahramanlarının yönlendirdiği yan diğer hikâyeler yer almaktadır. Hikâyeler daha çok hayvanların dilinden aktarılıp anlatılmakta, bu hikâyelerde rol alan bütün hayvanlar da insanların bütün özelliklerini taşımakta olan tiplemelerdir. Hikâyelerin ana metinleri düzyazı, her hikâyenin içinde geçen öğütler ise şiir dilindedir.
Pançatantra’nın giriş kısmında AmaraSakti adında bir hükümdarın hikâyesi yer alır. Bu hükümdarın üç oğlu vardır. VişnuŞarma adında bir Brahman öğütler vermek, onlara yönetim teknikleri, uygarlık, siyaset ve yönetim dersleri vermek için onları sarayına çağırır. Brahman bilge onlara altı ay boyunca şehzadelere gerekli olan eğitimi ve öğretimi verir: Pançatantra’nın beş babındaki hikâyeleri bir bir aktarır.
Böylece Pançatantra kısa süre zarfında ortaya çıkmış olduğu Hindistan coğrafyasında öylesine hızla yaygınlaştı, öylesine sevildi ki değişik versiyonları, birbirinden farklılıkları da olan şekilleri manzum, mensur ya da hem manzum hem mensur karışık olarak farklı şekillerde rivayet edilir oldu. Bu derlemelerde Mahabharata, Budist kaynaklar ve diğer kaynaklardan yapılan eklemelerle ya da ana metinden birtakım eksiltmelerle asıl şeklinden farklı sıralamalarda düzenlenen “bablar” ile birbirinden farklı kitaplar halini aldı. [7]
Bu ünlü derlemeler ya da rivayetlerden biri Kuzeybatı Dalı ya da Pişaçî rivayeti olarak bilinen rivayettir. Pişaçî MS. V. yüzyıl civarlarında Hindistan’ın Kuzeybatı bölgelerinde yaygın olarak kullanılan bir dilin adıdır. Hindukuş dağlarının güney kesimlerinde yerleşik topluluklar, yani Kafiristan/Nuristan, Dordistan ve günümüz Keşmir eyaletinin kuzeyi bu dilde konuşurlardı. Hindistan bölgesinin diğer kesimleri çok çok eski çağlardan beri bu bölgeye Pişaçe ve bölge halklarının diline de Pişaçî adını verirlerdi.
Söz konusu Pişaçî dilinin en önemli eseri çok sayıda efsaneye ve hikâyeye yer veren son derece büyük bir eser olan BrahatKtaha: Büyük Hikâye adlı yapıttır. Bu olağanüstü öneme sahip ünlü eser bin yedi yüz yıl öncelere yaşamış Gunadhya adında bir şairin sözleridir. Eserin Pişaçî dilindeki orijinal metni ortadan kaybolmuşsa da iki manzum çevirisi Kuzeybatı Sanskiritçesiyle/Keşmir Sanskritçesiyle günümüze kadar gelmeyi başarmıştır.
Bu eserlerden birinin adı BrhatKathaManjar’dır. Keşmirli şair Kshemendra (ö. 1070) tarafından XI. yüzyılın ilk dönemlerinde dizelere aktarılmıştır. İkincisi öncekinden daha ayrıntılı ve görece tam bir metin olarak yine XI. yüzyılda yaşamış Keşmirli bir şair olan Somadeva tarafından KathaSarit Sagara adıyla kaleme alınmış bir yapıttır. KathaSarit Sagara, Molla Ahmed-i Keşmirî tarafından Keşmir valisi Sultan Zeynelabidin’in (eg. 1417-1468) buyruğuyla Bahru’l-esmâr adıyla Farsça’ya çevirmiş ve sonraları Molla Ahmed’in çeviri dilinin ağırlığı ve yoğun Arapça kelimelerle dolu oluşu nedeniyle genel halk kesimlerinin anlaması zorluğu yüzünden Mustafa Halıkdâr Abbasî tarafından XI./XVII. yüzyılın ilk dönemlerinde Babürlü İmparatorluğu'nun en vizyoner hükümdarı Sultan Celaleddin Muhammed Ekber Şah’ın (eg. 1556-1605) buyruğuyla KathaSarit Sagara adlı eserin yeni bir çevirisi yapılmıştır. [8]
Kelîle ve Dimne’nin beslendiği bir diğer temel kaynak ise, antik Hint edebiyatının Ramayana’dan sonraki en eski destanı olan Mahabharata’dır. Hint mitolojisine göre bizzat Vyasa lakaplı KrishnaDvaipayana tarafından derlenen bu paha biçilemez başyapıt manzume, “on sekiz ana bölüm” ve “bir ek bölüm”den oluşmaktadır. Binlerce yıla yayılan bir süreçte eklenen kısımlarla devasa bir hacme ulaşan bu eser, Hindu inancında ilahi bir değer taşır; öyle ki bir bölümünün dahi okunmasının günahların bağışlanmasına sebep olacağına inanılır. Mahabharata'nın asıl eksenini, Delhi yakınlarındaki antik Hastinapura şehrinde, Bharati hanedanının iki kolu olan Pandavalar ile Kurular arasındaki epik savaşlar oluşturur. Bu mücadeleler, Batı mitolojisindeki Herkül ve Theseus arasındaki savaşlara yahut Orta Çağ Avrupa’sının şövalye hikâyelerine benzetilebilir. Hint toplumundaki önemi bakımından Firdevsî’nin(ö. 1020) Şahnâme'si ile eşdeğer görülen bu eserden, Kelîle ve Dimne'nin hem Arapça hem de Farsça versiyonlarına üç önemli “bab” alıntılanmıştır. [9]
Kelîle ve Dimne'nin hem Arapça hem de Farsça nüshalarında yer alan üç temel bölüm; "Kedi ve Fare", "Kuş ve Şehzade" ve "Aslan ile Çakal" bölümleridir. Bu bölümler, Mahabharata destanının "ShantiParva: Barış Bölümü" adlı “On İkinci Kitabı”ndan alınmıştır. Bununla birlikte, "Aslan ile Öküz" bölümündeki "Üç Balık Hikâyesi" ile "Tabip Borzuye" bölümünde aktarılan, “Azgın bir deveden kaçarken kendisini bir kuyuya asmak zorunda kalan adamın hikâyesi” de yine Mahabharata manzumesinden esinlenerek yazılmıştır. Öyle ki, eserin ana kurgusunu oluşturan hükümdar Ray ile Bilge Brahman arasındaki diyalog yapısı ve soru-cevap usulüyle şekillenen temsilî anlatım tarzının da bu antik destandan elde edildiği düşünülmektedir. [10]
İlk orijinal dili Hintçe’den önce Pehlevice’ye, daha sonra Arapça’ya ve ondan sonra da hem düzyazı hem de şiir olarak defalarca Farsça’ya çevrilmiş olan en eski didaktik ve öğüt içerikli Kelîle ve Dimne’nin Hintçe aslı olan Pançatantra hakkında çok geniş araştırmalar yapılmıştır. Pançatantra, Sanskrit dilinde kaleme alınmış bir hikâyeler bütünüdür; derlenme tarihinin MS. 300 civarı ya da bir-iki yüzyıl sonrası olduğu tahmin edilmektedir.[11] Hint edebiyatındaki hiçbir kitap, eski zamanlardan beri Pançatantra kadar farklı dillere çevrilmemiştir. Alman bilim insanı JohannesHertel (ö. 1955), bu kitaptan üretilen iki yüz ayrı çalışma ve elliden fazla çevirinin dökümünü yapmıştır. Bu kitap, farklı çeviriler yoluyla dünya edebiyatı üzerinde olağanüstü bir etki bırakmıştır. [12]
Pançatantra külliyatının oluşum ve yazılış süreci hakkında kesin bir bilgi bulunmamakla birlikte, JohannesHertel gibi kimi otoriteler eserin MS. III. yüzyılın sonlarında VişnuŞarma adındaki bir Hintli bilge tarafından kaleme alındığını veya derlendiğini savunmaktadır. Abbas İkbâl-i Aştiyanî de bu eserin kökeni ve oluşumunu aynı bilgeye dayandırmaktadır. Beş ana bölümden oluşan bu eserin bölümleri; "Dostların Ayrılığı", "Dost Edinme", "Baykuş ve Kargaların Savaşı", "Elde Edilen Kazanımların Kaybı" ve "Düşüncesizce Yapılan İşler" başlıklarını taşımaktadır. [13]
Sanskrit edebiyatında Pançatantra, hem bir rehber veya öğretici risale hem de siyasi boyutları olan bir hikâye külliyatı olarak okunmuştur. Dolayısıyla bu kitap, hem anlatı, hikâye geleneğinden hem de Hindistan'ın siyasi geleneklerinden beslenmiştir. Alman filoloji uzmanı TheodorBenfey (ö. 1881), Pançatantra'yı bilim dünyasına ilk tanıtan kişidir. O, haklı olarak "Karşılaştırmalı Edebiyat" alanının başlangıç noktası sayılması gereken kitabında, bu eserdeki hikâyelerin dünya edebiyatına yayılışını, kendi döneminin imkânları ölçüsünde ortaya koymuştur. Ondan sonra JohannesHertel, Pançatantra: Tarihi ve Yayılımı (Leipzig, 1914) adlı kitabında Benfey’in araştırmaları üzerine yeni bilgiler eklemiş, kitabın farklı rivayetlerini tashih etmiş ve 1908-1915 yılları arasında Harvard Üniversitesi Yayınları arasında dört cilt halinde yayınlamıştır. Hertel’in eserlerinin yayınlanmasıyla, titizliği ve kapsamı nedeniyle Benfey’in kitabı arka planda kalmış; öyle ki Pançatantra ile ilgili araştırmalarda artık Benfey’in yerini Hertel almıştır. Bu durum, 1924 yılında Amerikalı bilim insanı Franklin Edgerton'ın (ö. 1963), Amerikan Şarkiyat Cemiyeti Yayınları kapsamında Pançatantra’nınasıl biçiminin yeniden kurgulaması üzerine önemli eserini yayınlamasına kadar sürmüştür. [14]
Edgerton’ın görüşleri, Hertel’inPançatantra hakkında söyledikleriyle temel farklılıklar gösterir: Hertel, Pançatantra’nın tüm farklı rivayetlerinin çok eski iki ana şecereden türediğine inanır. Bunlardan biri, kitabın "Tantrakhyayika:Keşmir rivayeti" adlı koleksiyonu oluştururken, diğeri mevcut diğer tüm rivayetlerin kaynağını teşkil eder. Hertel’e göre Tantrakhyayika rivayeti, diğerlerinden daha asil ve eskidir; bu da kitabın asıl kökeninin Kuzey Hindistan’daki Keşmir bölgesi olduğunu gösterir.
Edgerton, Hertel’in görüşlerini kabul etmez. Pançatantra’nın Güney veya Güneybatı Hindistan’da doğduğunu savunur. Ona göre şecere iki ana koldan değil, dört koldan oluşur:
1. Tantrakhyayika veya Keşmir silsilesi.
2. Güney kolu.
3. Brihatkatha kolu.
4. Pehlevice (Orta Farsça) çevirisinde temel alınan rivayet.
Edgerton’ın kitabı yeniden inşa etme yöntemi şu şekildedir: Sanskritçe manzum ve mensur rivayetler ile Nepalce rivayeti, Borzuye’nin Pehlevice çevirisinden türemiş olan rivayetleri (yani İbn Mukaffa’nın Arapça metni ve Süryanice çeviriyi) karşılaştırmıştır. Mevcut kitaplardaki bir cümle, ifade veya beyit hem Sanskritçe metinle uyumluysa hem de genel kavramsal çerçeve içinde manzum/mensur tercümelerde tutarlılık gösteriyorsa; bu durum, o ifadenin Pançatantra’nın orijinal formunda var olduğunun kanıtı sayılmıştır. Edgerton bu yöntemle, birçok araştırmacıya göre kitabın aslına en yakın versiyonu yeniden oluşturmuştur. [15]
[1] Muhammed Rıza BerzgerHalıkî-İffet Kerbasî, Şerh-i Kelîle ve Dimne, Tahran 1395 hş. (Giriş), s. 13.
[2]BerzgerHalıkî-Kerbasî, Şerh-i Kelîle ve Dimne (Giriş), s. 13-14; Jan Rypka, Târîh-i Edebiyyât-i Îrân(çev. Ebu’l-KâsımSırrî), Tahran 1370 hş., 274.
[3]MeliküşşuaraBahâr, Sebkşinâsî/Târîh-i Tatavvur-i Nesr-i Fârsî, Tahran 1373 hş. II, 253.
[4]BerzgerHalıkî-Kerbasî, Şerh-i Kelîle ve Dimne (Giriş), s. 14.
[5]BerzgerHalıkî-Kerbasî, Şerh-i Kelîle ve Dimne (Giriş), s. 14.
[6] Muhammed Rıza BerzgerHalıkî, “Kelîle ve Dimne-yiBehramşâhî”, Dânişnâme-yiEdeb-i Fârsî, Tahran 1381 hş., III, 824.
[7]BerzgerHalıkî, “Kelîle ve Dimne-yiBehramşâhî”, Dânişnâme, III, 824.
[8]BerzgerHalıkî, “Kelîle ve Dimne-yiBehramşâhî”, Dânişnâme, III, 824-25.
[9]BerzgerHalıkî-Kerbasî, Şerh-i Kelîle ve Dimne (Giriş), s. 15.
[10]BerzgerHalıkî-Kerbasî, Şerh-i Kelîle ve Dimne (Giriş), s. 16.
[11]HermannEthé, Târîh-i Edebiyyât-i Fârsî(çev. Rızazâde-yi Şafak), Tahran 2536 şş., s. 226; Muhammed b. Abdullah-i Buharî, Dâstânhâ-yiBîdpây (yay. PervizNâtilHanlerî, Tahran 1381 hş., s. 9; Mahmud Umidsalâr, “Kelîle ve Dimne”, DZEF, V, 400.
[12]Mahmud Umidsalâr, “Kelîle ve Dimne”, DZEF, V, 400.
[13]BerzgerHalıkî-Kerbasî, Şerh-i Kelîle ve Dimne (Giriş), s. 14-15.
[14] Mahmud Umidsalâr, “Kelîle ve Dimne”, DZEF, V, 401.
[15] Mahmud Umidsalâr, “Kelîle ve Dimne”, DZEF, V, 401.
Yeni yorum ekle