Emel Koşar’la Gülşe Üzerine Söyleşi
Konuşan: Ufuk Kalanç
Ufuk Kalanç: Son eserinizin ismi niçin Gülşe? Bu başlığın anlamını açıklar mısınız? Kitabın ismiyle içeriği arasında nasıl bir ilişki var?
Emel Koşar: Her kitabımla şiirimi bir üst basamağa çıkardığımı hissediyorum. Cevher’de doğal taşlardan yola çıkarak töz ve özle kâinatın varoluşunu, değişen şeylerin özünde değişmeden kaldığını dile getirmiştim. Eski alfabelerin sesleriyle ve imgeleriyle hayat bulan Gülşe de önceki şiir kitaplarım gibi bir izlek/tema üzerine yoğunlaşıyor. Gülşe’de(Sümerceden Türkçeye geçen “gülüş, sevinçle” anlamında bir sözcük.) geçmiş medeniyetlerin sözcükleri, deyimleri, tanrıları, hükümdarları, sanatları, inanışları hayal dünyamda yeni pencereler açtı. Bu pencereler, sözcüklerle ve imgelerle çiçeklendi. İnsan; enerji, frekans ve titreşimden meydana gelir. Ses, varoluşun frekansını yansıtır.Kadim uygarlıkların titreşimlerinden faydalanmak için küçük alıntılarla şiirlerimi eski metinlere bağladım. Bu açıdanGülşe, sözün geçmişten bugüne kristal yankısı gibi berrak bir kitap.
Gülşe’deMaya’danMu’ya Sümer’den Mısır’a eski uygarlıkların izlerini sürerken tarihin dehlizlerine sızdım. Mitolojik hikâyelerin ve medeniyetler beşiği Anadolu’nun sesini taşıyan şiirlerimle âdeta geçmişi yeniden yeşerttim. Kadim uygarlıkların dilleri, şiirlerimde yeniden ses buldu. Çünkü söz, mühürdür. Eski dillerin tınılarını taşıyan, sembollerle ve sırlarla örülü imgelerim sözle tarihe mühürlendi.
UK: Gülşe’de Sümer kültürü ve mitoloji öne çıkıyor. Şiirlerinizin eski kültürlerle ve mitolojiyle bağını nasıl açıklıyorsunuz?
EK: Gülşe’de Sümer tabletlerinden, Nuh tufanından, Gılgamış Destanı’ndan, eski çağların hikâyelerinden aldığım ilhamı mitolojiyle harmanlayarak okura bir ışık buketi sundum. Srebrenitsa katliamında ve geçmişten günümüzde bütün soykırımlarda ölenlerin gölgeleri üzerimizde. Bu yüzden ışık bazen sönüyor ve başkalaşıyor. Işık, zamanın ve insanların gölgeleriyle şekilleniyor.
Kültür şiiri yazdığım için kitaplarım arkeolojik okumaya açık metinler içeriyor. Bilim adamları mekânın özellikle kayaların/taşların orada yaşananları kaydettiğini ve ileride bunların ortaya çıkarılabileceğini iddia ediyorlar. “Duvarların sesi olsa da duyulsa” deniliyor. Ben o seslerin yankılarını, taşların/kayaların hapsettiği geçmiş zamanın hikâyelerini bugüne taşıdım. Bu bağlamda heyecanla ve merakla takip ettiğim Karahantepe ve Göbeklitepe’deki arkeolojik buluntuların intibaları şiirlerimde ses buluyor.
Hayata çiçeklerin, Türk müziği şarkılarının, Yunan, Çin, Türk mitolojilerinin, resmin ve rüyaların penceresinden bakıyorum. “Çiçek Destanı” şiirimdeki gibi bazen hayatı çiçeklerden oluşan satranç tahtası şeklinde görüyor ve öyle yorumluyorum. Tabiattan da her zaman beslendim. Tabiatın hâfızası, ağaçların birbirleriyle iletişim kurması, kökleriyle kuruyanlara su göndermeleri, hayvanların saflığı beni sanatın gücüne özellikle şiirin derinleşen sesine çekti.
UK: Sanat anlayışınız ve poetikanız hangi zemin üzerinde yükseliyor, şiirlerinizdeki zaman izleği sizin için neden önemli? Bu konuya dair neler söylemek istersiniz?
EK: Zaman, benim temel meselelerimden biri. Çocukluğumdan beri zaman temalı film, belgesel ve kitaplara ilgi duydum. Sonradan ŞiireYansıyan Zaman-Cumhuriyet Devri Türk Şiirinde Zaman (1923-1990) adıyla kitaplaşan doktora tezimde zamanın modern Türk şiirindeki izini sürdüm. Bergson’un ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın vurguladıkları gibi yekpâre bir ânın içinde yaşadığımıza inanıyorum. Geçmiş, şimdi, gelecek; parçalanmaz bir ânda barınıyor. Bu bağlamda neşeli ânı simgeleyen Gülşe, sözü kristalize eden şiirlerimle zamanı imliyor ve geçmişle geleceği birleştiriyor.
Fısıltı Ritmi’ndeki şiirlerimde de rüya zamanı bağlamında ele aldığım kâinatın eşzamanlılığı (geçmiş, şimdi, gelecek)/bir aradalığı beni etkiliyor. Zaman büküldüğü için tek bir ânda (kolektif bilinç) her şey paralel olarak sınırsız olasılıklarla yaşanabilir.Kuantum fizikçilerinin savundukları gibi çoklu evrende yaşadığımıza inanıyorum.
Geçmişin sesini bugüne taşıyan Gülşe’de ilk kadın şair Enheduanna’dan Antik Yunan şairi Sappho’yaAsteria’dan Athena’ya kadınların yazgılarına kendiminkini ekledim. Onların hikâyelerini ve metinlerini yeniden yazdım. Zamanın bütünlüğünü simgeleyen Gülşe’de kadın yazınının izini sürerek ilerledim.
UK: Şiirlerinizi okuduğumda estetik kaygınızı, mistisizmi rahatlıkla gördüm ve duyumsadım. Şiirlerinizde seslerin ahenkli dalgalanışı bunu kanıtlıyor. Bundan yola çıkarak estetik anlayışınızdan bahseder misiniz?
EK: Dante İlahi Komedya’da“benden önce her şey sonsuzdu” der. Ben de Gülşe’de söz konusu dizeye “benden sonra uyandı ışık”ıekleyerek kâinatta/zaman denizinde sonsuzluğu kucaklayan bir zerre olduğumu dile getiriyorum. Şiirlerimle mistik meseleleri irdelerken kendimle ve yaratanla hesaplaşıyorum.
Kitabım aşk üçgenlerini hatırlatan üç bölümden (Kum Taneleri, Kar Taneleri, İnci Taneleri) meydana gelmekte. İbnü’l-Arabî’ye göre kâinat üçlü yapıya sahiptir. Kadınla erkeği ve onların meyvelerini simgeleyen üç kuşatıcı ve kışkırtıcı bir rakam. Tasavvufta üç rakamı dünyanın üç boyutluluğunu ve bütünün parçalanmazlığını sembolize eder. Bu bütünlüğü kitabımdaki şiirlerle ve parçalanmaz ân fikriyle kurdum. Cevher’dekişifre(Tesla’nın belirttiği kâinatın şifresi369) Gülşe’de de üçün vurgulanmasıyla devam ediyor.
Günümüzdeki dijital kıyamete bir tür Nuh tufanı diyebiliriz. Samimiyetin ve saflığın yerini sanallık aldı. Sanat dijitalleşerek ölüyor. Dijital eserlerin derinliğinin ve yapay zekânın sıradan şair kadar şiir yazıp yazamadığının bir bakıma“gerçek”inirdelenmesi/sorgulanması gerektiğine inanıyorum. Türk sanat ve halk müziğinde hatta pop müzikte bile yeni beste/besteci sayısı az. Müzikte geçmişe -özellikle 1990’lara- dönüş var. Tiyatro eskisi kadar etkili değil. Kadim uygarlıklara dönüş, insanın özüne dönüş demek. Ne varsa eskilerde var, diyebiliriz. Günümüzdeki karmaşayı/sahteliğigeçmiş medeniyetlerin saflığı ve samimiyeti silebilir. Buharlaşan/kaybolan gerçekliğin karşısında geleneksel sanatları ve değerleri sahiplenerek güçlü durabiliriz.
UK:Gülşe’de yer alan “İstanbul Gazeli” oldukça ilgi çekici bir şiir. Nitekim kitabınızda yer alan diğer şiirleriniz daha simgesel bir anlatıma sahipken “İstanbul Gazeli” duyguları İstanbul merkezinde açık ve vurucu şekilde ortaya koyuyor. Bu konuyu nasıl açıklıyorsunuz? Gazel yazmaya devam edecek misiniz?
EK: Teşekkür ederim. Behçet Necatigil gibi şiirin geçmişe yapılan atıflarla ilerlediğine inanıyorum. İleriki yıllarda gazellerden meydana gelen bir şiir kitabı yayınlamayı düşünüyorum. Cevher’deki “Karanfil Gazali” ve Gülşe’deki “İstanbul Gazeli” bunun habercisi.
UK: Gülşe’den sonra hangi kitap projeleriniz var?
EK: 2026’da şairlerin poetikalarını karşılaştırarak incelediğim Şiir Sanatı adlı kitabım yayınlanacak.
Yeni yorum ekle