Fazıl Hüsnü Dağlarca Ve Seviştilerken

Edebiyat

Fazıl Hüsnü Dağlarca Ve Seviştilerken

 

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Seviştilerken[1]kitabında “Gece, gün ölüsüdür” (s. 33), “Salı pazartesinin ölüsüdür” (s. 34), “Ne güzel damarlarımda akarken nice güneş” (s. 46), “dağlar yaşındayım” (s. 35) gibi dizelerle renklerin ışığında ve varlık-yokluk meselesi odağında aşk, ayrılık, özlem dile getirilir.

 

Şiir öznelerinin ruh hallerini yansıtan tabiat, renkleriyle (çiçekler [papatya, gelincik], meyveler [özellikle nar]) öne çıkar. Ağaçlar, dağlar, ırmaklar, kuşlar, yıldızlar, yağmurlar, karlar; evrenin sırlarını saklar ve çoğaltır. Hazzın simgesi narın kırmızılıyla şiirlerin etkisi artırılır.

 

“Ayrılık” şiirinin öznesinin evindeki gözlerini kamaştıran “yok biri”ni hatırlaması varlık-yokluk, birliktelik-ayrılık ve karanlık-aydınlık tezatlarıyla tasvir edilir: “Bu bardağı tutmuştu ak/Kaç karanlıkta/Parmaklarının tadıyla duymuştu bu camlar/Kaç sevincini güneşin” (s. 11) Şiirde; özlem, duyular (görme, işitme, koklama) ve zaman (geçmiş ve şimdi) âdeta eriyerek birbirlerine karışır.

 

Uzaktan uzağa sevişen, hasret duyan, içlerindeki boşluğu doldurmaya çalışan şiir öznelerinin ruh hâlleri tabiata yansır. “İlk Gece” şiirindeki kapalı anlatımı “yarısı” sözcüğü destekler. Erkekle kadının tek başlarına yarım oldukları ve birbirlerini tamamladıkları vurgulanır. “Öpüşükgiller’inDoğuşu”nda, kadınla erkeğin öpüşmesi de tamamlanma ve bütünleşme şeklinde tasvir edilir. Dev kasırga ortasındaki öpüşme, zıtlıkları ve solukları birleştiren yangındır. Dudaklar, gözler gibi görür: “Körler gibiydi yüzümüz/Dudaklarımız göz gibi/Neyi aradılar nasıl/Neleri gördüler tek tek” (s. 21)

 

Hazza doğru esen şiirlerden özlem taşar. Tabiatın (gökyüzü, deniz, güneş, yıldızlar, ağaçlar, çiçekler, kuşlar, başaklar, ateş böcekleri...) renkleriyle biraz serinleyen şiir özneleri, hazzı hayallerinde yaşarlar.

 

“İki Kapının Biri” şiirinin öznesinin yalnızlığı ve tatminsizliği “toprağın on bin yıllık eşitsizliği”yle dile getirilir. “Övü”de ise kadınların suya, çiçeğe ve güvercine benzetilen “iç giysileri”yle akışkan, uçucu, güzel kokulu ve baş döndürücü etkileri tasvir edilir. Şiir öznesi, köpüklü denizin simgelediği iç giysilerin dalgalarında savrulur. Beyazlığın hâkim olduğu metin, geceye (karanlığa) gömülürken yıldızlar (kader) umut ışığı gibidir: “Ak olsalar bile uzayla ağırlıksız/Hepsi geceye benzer/Yarı aydınlık/Yaşarlar yıldızlarını” (s. 25)

 

“Gösterim” şiirinin öznesi, sevgilisiyle kendisinin sevgisini sonsuzluğa ve uzaklara açılan bir büyüteç şeklinde tanımlar:“Ölümden sonraki bilmem kaçıncı yılımız/Bizi sevişirken gösterecek” (s. 39)

 

SeviştilerkendekiNuh, Buda, İsa, Selçuk, Sümer, Akad, Mısır’dan bugüne yanan ateşin, sevginin, hazzın renklerini saçan şiirler; yıldızlar arasında ve uzayda yürüyen sözcüklerle kaleme alınmıştır. Metinlerde sevişmeler ötesindeki yalnızlıklar, şiir öznelerinin damarlarında akan güneş ışığında tasvir edilir. Hazzın kölesi olan ve hazzın egemenliğindeki insanın[2] Nuh tufanından bugüne değişmeyen tabiatı sözcüklere teslim edilir. Hazzın kıskacında ve coğrafyasında yalpalayan insanın psikolojisiyansıtılır.

 

 

 

 

[1]Fazıl Hüsnü Dağlarca, Seviştilerken, Milliyet Yayınları, İstanbul 1999.

[2]Ayrıntılı bilgi için bakınız: Sigmund Freud, Haz İlkesinin Ötesinde Ben ve İd, Çev: Ali Babaoğlu, Metis Yayınları, İstanbul 2022.

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.