Kapılar

Edebiyat

Kapılar

 

‘’Bir kaç yokuş tırmandım bir iki dönemeç döndüm ve yürüdüm

burnumun doğrusuna yürüdüm yürüdüm

                                     

bir kapı açıldı girdim

                                                   yitirdim kendimi kendi içimde’’

 

Nazım Hikmet Ran

 

 

Zaman kapılarla bölünür,her çağrıda bir kapı çalar insanın içinde. Kapı çağrı mıdır? Kapılar çalınır; kapılar kapanır. Bazısı sonsuza dek kilitli kalır, bazısı rüzgârla kolayca açılır kendiliğinden.Kapılar, sadece tahta ve demir değildir, iç ile dış arasında duransuskun bir karar anıdır diyebilir miyiz? Bazen bir umut aralığı, bazen kapanmış bir geçmişin yankısı... Her doğum bir kapıdan geçiştir, her ölüm bir başka kapıya varış. Aşk bir kapıyı aralar, özlem bir kapının ardında büyür. Ama en derin kapı, içimizde bir yerde durur ne anahtar ister ne tokmak, sadece cesaretle açılır. Bir kapıyı kapatmak bazen bir şiir, birini açmaksa bir hayatın başlangıcıdır.

 

.

Fotoğraf: Ufuk Özgül

 

Kapılar güçlü sembollerdir. Her kapı bir fırsat mıdır, açıldığında ya da kapandığında bizi yeni bir macera veya öğretiye yönlendiren?Kapı bilinmeyendir belki de biraz mistik olana özlem duygusudur bizi kapılara çeken,  içimizdeki olmazsa olmaz merak tutkusudur. Sahi, kilitli bir kapının ardını merak etmemiş kaç kişi vardır ki şu hayatta… Bu yüzden kapı biraz da çocukluktur!

 

Annem ve akşam

bir kapı açıldı, ansızın, baktık:
akşam!..kimse benzemez oldu kendine;

kimbilir ne kadar hüzünlü artık,
bir odadan ötekine geçmek bile...

sen neysen o kadarsın, ey akşam!
annem içini çekiyor kimi ansa;
ürkü!..biri ansızın bir gül koparsa;
şimdi uzak olandır neye ulaşsam...

âh, akşamdan bile ürküyor çocuk;
her yer alaca karanlık gurbet;
soldu annem, solarken goblen ve tülbent;
ve akşamın ucuna doğru yolculuk...

bir türkü söylendi, neyin tadı var?
akşam bile bitti, kalmadı çünkü..
çekildik, bir başına kaldı o türkü;
kapılar arkamızdan kapanmadılar...

Hilmi Yavuz

 

Geçişin ve dönüşümün sembolü müdür kapılar? İstanbul’ a açılan kapılar tarihin kapılarıdır,şehrin kapıları, bazı semtlere isim olmuştur. Kimbilir belki de İstanbul’ u  bu denli mistik kılan kapılarıdır?

Yenikapı, Kumkapı, Çatladıkapı, Ahırkapı,Topkapı,Edirnekapı, Samatyakapısı, Silivrikapı, Cibalikapı, Mevlanakapı, Balatkapı,Belgradkapı, Ayakapı

.Fotoğraf: Ufuk Özgül

 

Günlük yaşamda sıkça kullandığımız hepimizin bildiği kapı ile ilgili deyimler vardır.  Aklıma dizdim peşi sıra ve buraya yazdım. 

 

Açılan kapı

Kapanan kapı

Aralanan kapı

Kilitli kapı

Gıcırdayan kapı

Kırılan kapı

Zorlanan kapı 

Çarpan kapı

Zincirli kapı

Sürgülü kapı

 

 

.

Fotoğraf: Ufuk Özgül

 

Elbette her birinin ayrı ayrı özel önemi ve anlamı var hayatın içinde. Ancak, benim ilgimi en çok önemsiz bir ses gibi görünse de kapı gıcırdaması söylemi çekti sanırım. İnsan zihninde bıraktığı iz çok daha derin oluyor sanki. Bu ses, yalnızca fiziksel bir nesnenin hareketinden ibaret değil ki aynı zamanda psikolojik ve kültürel bir çağrışımda yapıyor bizlerde. Kendini belli etme, ben de buradayım ya da benimle biraz ilgilen bana özen göster der gibi gıcııırgıcıııırrrr gıcırdıyor kapılar. Kim bilir belki de evlerin, insan seslerinin, medyanın, şehirlerin, doğanın kaotik ortamında fark edilmeyi bekleyen her ne ise  “bir kapı önünde” ona bir hatırlatmadır gıcırdayan kapılar hayatın akışında. Peki ya sizin kapınız hangisi?

 

 

Kapı

Geç benden, ben dururum,

ben beklerim, geç benden

ama nereye geçersin benden

ben bilemem.

 

Dediler ki olgun bir meyve var

sabır perdesinin ardında

dünya sana sabrı öğretecek

olgun meyvenin tadını da.

 

Dediler ki, şu ağaçlar gibi bekledin

şu ağaçlar gibi hayal,

şu ağaçlar gibi kederli.

 

Açıldım, kapandım, açıldım, kapandım, gördüm

gelenler kadar gidenleri de

hani sabrın sonu, hani gamlı eşek,

pervasız nar nerde,

hani bahçe?

 

Biri gelse, biri görse

biri gelmişti.. açmıştı..durmuştu

duruyor halâ bende.

 

Kaç zamandır çınlıyor içimde bu boşluk, kim

kıydı, bahçenin şen duluydu, karşımda duran dut?

en çok onunla bakıştımdı,

bir kere olsun dilegelsindi,

çokistedimdi.

 

Bana kalsa susardım daha,
ama dilimdeki paslı kilit çözülür belki,
sapaya kaçmış cümlem uğuldar,
içimin kurtları kıpırdar diye
gıcırdandım takâtsız.

Gördüm hepsini, gördüm hepsini,
sabrın sonunu!
biri gelse, biri görse, biri görse, şimdi,
rüzgâr sallıyor beni.”

 

Birhan Keskin

 

 

 

 

Eser Ceran Erdi

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.