Kasım: Doğanın Derin Nefesi

Edebiyat

Kasım: Doğanın Derin Nefesi

Kasım, doğanın derin bir uykuya hazırlanışıdır. Rüzgârın getirdiği serinlikte bir veda duygusu, havada eski bir hikâyenin yankısı vardır. Rüzgâr, ağaçların üzerinden son yaprakları toplarken, toprak kokusu havaya karışır, doğa sanki içe döner, insan da öyle… Güneş, artık yorgun bir ışıkla ısıtır dünyayı; günler kısalır, sesler yavaşlar. Her şey dingin, her şey teslim olmuş gibidir. Kasım, doğanın kendi içine çekildiği, bazen sessizce bazen hiddetiyle nefes aldığı bir zamandır. Dinginlikle vahşiliğin arasında geçen bir zamandır Kasım, geçmişle bugünün arasında duran bir köprü müdür?

Belki de insanın da bu vahşi dinginlikten öğreneceği çok şey vardır. Tıpkı ağaçlar gibi, bazen bırakmayı, kabullenmeyi ve dinlenmeyi bilmek gerekir. Kasım, bize tam da bunu hatırlatır: Her şeyin zamanı vardır; tazelenmenin, susmanın ve yeniden doğmanın…

Kasım Ayı için Söylenmiş Metaforlar:

Kasım, toprağın ölü yapraklarla dua ettiği bir mevsimdir.

Kasım, hayatın solgun yüzünü gösteren bir aynadır.

Kasım, doğanın yavaşça susarak öldüğü bir ağıttır.

Kasım, yaşamın küllerinden önceki son parıltısıdır.

Kasım, zamanın kalbinin sustuğu bir duraktır.

Kasım, yaşam ile ölüm arasında asılı kalan bir nefestir.

Kasım, kalbin titreyen yapraklarla aynı ritimde attığı bir mevsimdir.

Kasım, aşkın kül olup hâlâ sıcak kalan hâlidir.

Kasım, rüzgârla savrulsa da yerini unutmayan bir kalp gibidir.

Kasım, sevdanın vedayı kabullenemediği bir zamandır.

Kasım, aşkın solan renklerde bile güzellik bulduğu bir aynadır.

Kasım, iki elin birbirine sığındığı bir soğuk akşamdır.

.

 

 

Tarçınla Yazılmış Kasım

(Didem Madak’a selamla)

Kasım bu yıl acele etmedi,
sanki birinin kalbini kırmaktan korktu.
Hava, unutulmuş bir mektup gibi ılıktı,
üzerinde kahve lekesi, kenarında tarçın kokusu.
Bir kedi, pencerenin kenarına kıvrıldı,dünyayı unuttu.

Ben de unuttum aslında kimin beklediğini,

kimin gelmediğini.

Barista, “Tarçınlı ister misiniz?” dedi,
sanki çocukluğumu hatırlattı.
Annemin tarçın kokulu elleri geldi aklıma,

bir de kalorifer peteğininin üstünde kuruyan çorapları.
Ahşap masa, yaşlanmış bir dost gibi sessizdi,

üzerinde yeni bir şiir dergisi,
henüz kimsenin dokunmadığı sayfalar…

Bir cümleye eğildim,
sanki kendimi orada bulacakmışım gibi!

Bahçedeki su şelalesi fısıldıyordu,
belki de Tanrı, sessizliği seviyordu o an.
Aynadan yansıyan yeşillik,
iki kere yaşattı baharı gözlerime.

Ve düşündüm:
Bazı sessizlikler,
insanın içinde çok güzel yankılanıyor.
Belki de mutluluk,
tarçınla yazılmış kısa bir nottur;
Kasım’ın kenarında,
bir kahve fincanının dibinde unutulmuş.

 

Eser Ceran Erdi
 

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.