Nizamî Gencevî’nin Leyla Ve Mecnun’u
Bütün şiir türlerinde son derece başarılı bir söz ustası olarak şiir türlerini ve temalarını alabildiğine zenginleştirmiş, birçok dalda öncü bir şair olan NizamîGencevî (ö. 1214), inançları, engin hayal gücü, son derece güçlü dindarlığı, ince düşüncesi, söz sanatlarındaki olağanüstü yeteneği, sözlerindeki yapısal ve anlamsal, felsefi-tasavvufi zenginlik ve derinlik ile sosyal duyarlılığı gibi üstün özellikleriyle öne çıkmaktadır.
Nizamî’nin kendisinden sonra Doğu'nun şair ve yazarlar ile genel olarak edebiyat ve şiir üzerindeki etkileri son derece derin olmuştur. Özellikle aşk konulu eserlerindeki üstün ve eşsiz özelliklerinden dolayı onu geride bırakacak birisi bir yana, onunla boy ölçüşebilecek hiçbir yetenek bile görülmemiştir.
Şairin aşk ve tasavvufi aşk konulu eseri Leylâ ve Mecnûn, diğer eserlerinden tamamen farklı bir kaynaktan akıp gelmektedir. İlk kez kendisinin dizelere döktüğü bu aşk serüveni Arabistan çöllerinde yaşayan iki gencin tutkulu aşk hikâyesinden oluşmaktadır.
Nizamî Gencevî, benzersiz hikmet hazinelerini incelerken yaşadığı çağa kadar klasik Fars Dili ve Edebiyatı’nın, dilinin zenginliğini inceliklerini, harf harf ve kelime kelime, gerekli yerlerde Türkçe kelimeleri ve kültür örneklerini Farsçaya çevirerek kendi yaratıcılık süzgecinden geçirip eserlerinde kullanarak daha çekici ve daha renkli olarak sunmuştur. Doğunun ölümsüz aşk hikâyesi Leyla ve Mecnun’u ilk olarak böylesine olağanüstü özelliklerle ortaya koyan Nizamî kendisinden sonra bir edebi ekol yaratmayı başarmıştır. Bu ekolün takipçileri eserlerinde büyük Nizamî’den söz ederek onu; “bu yolu ilk kez açan”, “bu değerli mücevheri ilk kez işleyen”, bu yüce aşk serüvenini ilk kez şiir dilinde yazan dahi sanatkâr” unvanıyla saygı ve minnetleriyle anmışlardır. Eserde yer alan önemli hikâyeler arasında Merv’de gazabına uğrayan insanları özel yetiştirilmiş köpeklerin önüne atarak parçalatan hükümdar hikâyesi. Akıllı vezirinin başına gelenler. İnsanların itibarsızlığı ve vefasızlıklarından dolayı çöllere düşen Mecnun’un hayvanlar ile ünsiyet kurup birlikte yaşamasını konu alan hikâyeler eserin didaktik derecesini doruklara çıkarmakta toplumlara, insanlara alabildiğine etkili mesajlar veren hikâyeler oldukça dikkat çekicidir. [1]
Bu aşk hikâyesini de ilk kez tamamıyla yazan Nizamî’dir. Yine çok sayıda İran ve Hindistan şairi tarafından bu esere de Mecnûn ve Leylâ, Leylâ ve Mecnûn adlarıyla önemli nazireler kaleme alınmıştır. Söz konusu birçok nazire arasında en çok Fuzulî’nin aynı adla yazdığı eseri ona yaklaşabilmiştir. Nizamî’ninHamse’si kendisinden sonra öylesine ilgi gördü ve beğenildi ki; yüzyıllar sonra bile birçok şair bu eserleri, kaleme aldıkları bu konudaki manzumelerin örneği olarak kabul etti ve yararlandılar. Nizamî’den sonra onu örnek alarak “beşli mesnevi”yazan şairler arasında Hindistan’da yaşamış Farsça yazan Türk şair, tarihçi ve sufîEmîr Hüsrev-i Dihlevî (ö. 1325), hamse tarzında Nizamî’yi en iyi taklit eden şair olarak bilinir. [2]
Klasik Çağatay edebiyatının, Osmanlı edebiyatı alanında da etkileri devam etmiş en büyük şairi; devlet adamı Ali ŞîrNevaî (ö. 1501), manzum ve mensur eserleriyle sadece Çağatay edebiyatının değil bütün Türk edebiyatının önde gelen simalarındandır. Türkçe eserlerinde “Nevaî” ve Farsça şiirlerinde “Fanî” olmak üzere iki mahlası vardır. Ali Şîr'i etkileyenlerin başında büyük mutasavvıf Camî, daha sonra Feridüddîn-i Attâr, Emîr Hüsrev-i Dihlevî ve Nizamî gelmektedir. Şiire Farsça ile başlayan Ali Şîr, daha on beş yaşlarında iken kendisini şair olarak tanıtmayı başarmış, sonraları Türkçe de yazmaya başlamış ve bu yüzden “züllisâneyn: İki dilli" diye tanınmıştır. Nevaî'ninHamse’si şu mesnevîlerinden oluşur: Hayretü'l-Ebrâr, Ferhâd ve Şîrîn, Leylâ ve Mecnûn, Seb‘a-yiSeyyâre ve Sedd-i İskenderî.
ŞirvanşahCelâlüddevleAhsitân b. MenûçehrNizamî’ye bir buyruk yazarak Leylâ ve Mecnûn hikâyesini yazmasını söylemiştir.
Konusunu Arap kültüründen almakla birlikte kahramanları farklı kimliklere büründüren Nizamî; üslûbu, kurgulaması ve ifadesiyle Mecnun ile Leyla arasındaki dramatik aşk serüvenini konu alan eserini önemli ölçüde yeniden kurgulayarak özgün tarzıyla yazmıştır. [3]
Leyla’nın Mecnun ile aşk hikâyesi klasik çağların Nizamî Gencevî tarafından ilk kez Farsça yazılmış ve zamanla dünya çapında üne kavuşmuş en kutlu hikâyelerinden birisidir. Arap coğrafyasında doğmuş, Farsça kaleme alınmış bu hikâyenin kutlu ve ilginç olmasının yanısıra diğer birçok klasik eserin tersine iki önemli ayrıcalığı daha vardır: bunlardan ilki şairin, eserin yazıldığı tarihi ve yazılış sebebini de mesnevisinin ilk bölümüne eklemiş olması, ikincisi de bu eserin Farsça yazılmış; bir Müslüman bir kadının manevi velayeti elinde tutarak “Sakıngan Kays” diye bilinen “Mecnun” mahlaslı bir erkeği aşkıyla “sevgili”, “murad” ve “veli” olarak çöllere saldığı, bütün hayatını uçsuz bucaksız çöllerde Leyla Leyla diyerek gezdirip dolaştırdığı, aralarında birkaç uzaktan gazel okuma ve uzaktan görüşme dışında hiçbir yakınlaşma olmamasına karşın böylesine tutkulu ve vefa örneği aşk temasına yer veren klasik İslâm çağlarından kalma tek tasavvufi bir hikâye olmasıdır. [4]
Bu eşsiz aşk ve tasavvuf içerikli hikâyenin ilginç oluşu da oldukça önemlidir. Aşk hikâyesi olduğu, İslâm inanışının ilk çağlarında Arapça olarak kayda geçirildiği ve farklı şekilleriyle halka arasında yayıldığı, dillere destan olduğu bir gerçektir. IV./X. yüzyılın ünlü yazarı Ebu’l-Ferec-i İsfehanî, el-Eğânî adlı eşsiz yapıtında bu hikâye ile ilgili aktarılan versiyonların tek bir tanesini kabul eder: “Leyla adında bir kız vardır. Bu kız çocuk yaşlarında Kays adlı bir gence tutkun ve çılgın âşık olur. Bu iki çocuk kendi kuzularını birlikte otlatmaya götürürler. Dağların eteklerinde, derelerde, ovalarda birlikte kuzu otlatırken birbirlerine âşık olurlar. Ancak kabileleri birbirlerine düşman olduklarından bu iki tertemiz yüreği daha başlangıçta, daha delikanlılık çağlarının başlamasından önce gerçek aşklarının başlamasına izin vermeden birbirinden ayırırlar. Leyla’nın kabilesi artık kızlarının kuzu otlatmaya gitmesini yasaklarlar ve bu yürek yakan alabildiğine çekici hikâye iki tarafın tatlı ve yürek yakan gazelleriyle Arap edebiyatında hem yüreklerde, hem dillerden dillere dolaşarak, bazen de kâğıtlara yazılarak her zaman canlı kalır. [5]
Nizamî gerçekten bu niteleme ve bu unvana fazlasıyla yaraşan bir şairdir. Şairlikteki yetenekleri ve sanatkârlık anlayışı, yenilikçiliği ve yaratıcılığı edebiyat çevrelerini ve şairleri kendisine hayran bırakacak düzeydedir. Şiiri, birçok kaynaktan beslenerek ince ince işlenerek döşenmiş çok renkli ve çok alımlı harika bir minyatür gibidir. Dizelerindeki birbirleriyle son derece uyumlu ve herkes tarafından beğenilen, özenilen çok renklilik, hem lafız ve hem de anlamlardaki harika örtüşmeler, bakış açısı, uçsuz bucaksız ufku, hemen hemen bütün bilim dallarını kapsayan geniş bilgi birikimi ve engin bilgi dağarcığı, şairin betimleme gücü ve daha birçok özellik el ele vererek sözün dış güzelliğini, anlamların olgunluklarını sağlamıştır. Şiirleri, edebi incelik ve zarafetinin yanı sıra aynı zamanda şehir ve köy halklarının yaşantılarının gerçek ve doğal seyirlerinde sürüp giden doğal ve sade boyutlarını göstermektedir. Onun sanatkârlığı sadece hikâye anlatmasıyla sınırlandırılamaz. Bunun yanı sıra edep ve ahlak öğreten, hikmetli ve vaaz nitelikli çekici cümleleriyle dinsel değerleri, imanı, inancı üstün insan erdemlerini de dirilterek güçlendiren özellikler taşır. Nizamî öylesine birbiriyle sıkı bir örgü içerisinde dizili dizeler yaratmıştır ki, kendisinden sonra gelen ve onu örnek alıp aynı kulvarlarda şiir yazmak isteyen şairler asla onun düzeyinde şiir yazamamışlardır. [6]
Bu yüzden şairler Leyla ve Mecnun hikâyesini yazmaya bir türlü cesaret edemediler. Ancak bu dünyanın söz büyücüsü Nizamî bu ilginç hikâyeyi inanılmayacak derecede öylesine ilginç ve olağanüstü bir şekilde kaleme aldı ki; gerçeğin peşindeki her şair ve araştırmacı onun bu başyapıtı karşısında şaşırır ve parmaklarını ısırır. Bilinenlerinden hareketle Leyla ve Mecnun için yazılmış olan yüz elliyi aşkın nazirenin yazarlarından hiç biri bilge Nizamî’nin bu tasavvuf ve aşk konulu eserindeki olağanüstü özelliklerini ve sırlarını bir türlü anlayamamışlardır. Genceli bilge büyük öylesine yücelerde kalem oynatmıştır ki Abdurrahmân-i Camî ve Emir Hüsrev-i Dihlevî bile o yel gibi koşan, keskin görüşlü atlarıyla bile bu hikâyenin yükünü taşıyamamış, hikâyeyi kızgın Arap çöllerinde yarım bırakmışlardır. Ancak bu hikâyenin sırlarını bir tek Hacû-yiKirmanî ile Hâfız bilmektedir. [7]
5. NİZAMİ GENCEVÎ VE AŞK
Nizamî’nin şiirlerinde dikkat çeken en önemli tema aşktır. Böyle bir aşk; gurur ve kibir, dik başlılık tanımaz. Bu yüzden aşk hiçbir şeye ihtiyaçları olmayan, arzuları peşinde yuvarlanıp giden hükümdarların işi asla olamaz. Nizamî bu düşüncesini de en güzel şekilde yine Hüsrev ve Şîrîn’de dile getirir: “Aşk dünyada sadece sevgilisiyle olmak isteyenin işidir ancak.”
Nizamî, Leylâ ve Mecnûn’u yazarak aşk konusundaki hem teorisini hem de gerçekçiliğini irdeleme imkânı yakalamıştır. Bu eserinde de şair, hep şu düşüncesini vurgular: “Âşığın varlığı, sevgilisinin tenine çekilmiş bir posttur. Aşk kendi iç döngüsünde oluşturduğu dönüşüm ile âşık ile sevgilisini ruhsal bir evrende ve ruhsal bir dönüşümle tekliğe eriştirir ve ikilik ortadan kalkmış olur.”[8] Bağdatlı Selâm, Mecnun’a şöyle der:
این شعله که جوش مهربانیست
ازگرمی آتش جوانیست
چون در گذرد جوانی از مرد
آن کوره آتشین شود سرد
Bu alev aşk ateşinin coşması
Gençlik ateşinin kaynaması
Geçip giderse kişinin gençliği
O közlenmiş tandırın da soğur ateşi[9]
Mecnun ona şöyle cevap verir:
عشق است خلاصه وجودم
عشق آتش گشت و من چو عودم
عشق آمد و خاص کرد خانه
من رخت کشیدم از میانه
با هستی من که در شمارست
من نیستم آنچه هست یارست
Varlığımın özü benim aşk
Ben öd ağacıyım, ateş alev aşk
Geldi de teslim aldı evi aşk
Çekildim ben ortadan, kalan aşk
Benim varlığımla sayılan ne var?
Yokum artık ben, var olan yâr [10]
Yine Leylâ ve Mecnûn’undaki anlatımlarına Nizamî bu konuda şunları da ekler: Âşık ile sevgilisi birbirine giydirilmiş iki harftir. Birbirilerinden asla ayrılmayı kabul etmezler. Asla hangisinin Mecnun, hangisinin Leyla olduğunu hiç kimse bilemez. Mecnun babasına sorar:
تنها نه پدر ز یاد من رفت
خود یاد من از نهاد من رفت
در خود غلطم که من چه نامم
معشوقم و عاشقم کدامم؟
چون برق دلم ز گرمی افروخت
دلگرمی من وجود من سوخت
Aklımdan çıkan bir tek babam değil benim
Kendim bile aklımdan çıkıp gitti benim
Âşık mıyım, sevgili miyim bilmiyorum ki ben
Kendi kendime kıvranıyorum; kimim ben?
Gönlüm yıldırım kıvılcımıyla tutuşuverdi
İçimin ateşi varlığımı yakıverdi [11]
Böylece aşkın boyutsal dönüşümleri çerçevesinde âşık ve sevgilisi ruhsal buluşmalarında bile bireysel önemlerini yitirmekteler ve geriye tek var olan aşk sonsuza dek kalmaktadır. Artık Mecnun, Leyla’nın âşığı değil, tam tersine aşkın âşığıdır. Leyla’ya yazdığı mektubunda; “Artık aşkına sahip olduğu için kendisine ihtiyacının olmadığını” söyler; bir bakıma aşk, sevgiliyi sürmüş yerine kendisi konmuştur. Artık aşkın hedefi vuslat değil, aşktır.
عشقی که دل اینچنین نورزد
در مذهب عشق جو نیرزد
چون عشق تو روی مینماید
گر روی تو غایب است شاید
با زخم من ارچه مرهمی نیست
چون تو به سلامتی غمی نیست
Gönülde böyle kasırga koparmayan aşk
Aşk mezhebinde bir arpaya bile değmeyen aşk
Gösterirse yüzünü aşkın senin
Yüzün yok olsa da, yaraşır senin
İlacı olmasa da yaralarımın benim
Sen sağ ol, hiçbir üzüntüm olmaz benim [12]
[1]ƏsmətxanımMəmmədova, Nizami GəncəviYaradıcılığıÜzrə Filoloji Tədqiqlər, Bakı 2022, s. 36, 54.
[2]Nâdir-i Vezînpûr, Medh, Dâğ-i NengBerSîmâ-yiEdeb-i Fârsî, s. 68; Keyvânî, “İskendernâme”, DMBİ, VIII, 370.
[3]Safâ, Târîh-i Edebiyyât, II, 803; Kanar, “Nizâmî-i Gencevî”, DİA, XIII, 184.
[4]Bihruz-i Servetiyân, Câdûv-i Sohen-i Cihân, Nizamî, Tahran 1394 hş., s. 303.
[5]Bihruz-i Servetiyân, Câdûv-i Sohen-i Cihân, Nizamî, s. 303-304.
[6]Zencanî, Leylâ ve Mecnûn-i Nizamî-yiGencevî, s. 1.
[7]Bihrûz-i Servetiyân, Câdûv-i Sohen-i Cihân, Nizamî, s. 306-307.
[8] Mutlak, “Nizâmî-yiGencevî”, DZEF, VI, 512; Nizamî, Leylâ ve Mecnûn, Bölüm 42: “ÂşinâŞoden-i Selâm-i Bağdadî BâMecnûn”.
[9] Nizamî Gencevî, Leyla ve Mecnun(Yıldırım), Bölüm 60: “ÂşinâŞoden-i Selâm-i Bağdadî BâMecnûn”. Beyitler: 3325-26.
[10] Nizamî Gencevî, Leyla ve Mecnun(Yıldırım), Bölüm 60: “ÂşinâŞoden-i Selâm-i Bağdadî BâMecnûn”, Beyitler: 3332-34.
[11] Nizamî Gencevî, Leyla ve Mecnun(Yıldırım), Bölüm 41: “Pâsuh-i Mecnûn Be Pedereş”, Beyitler: 2385-87.
[12] Nizamî Gencevî, Leyla ve Mecnun(Yıldırım), Bölüm; 52. “Nâme-yiMecnûn Der Pâsuh-i Leylî”. Beyitler: 2950-52.
Yeni yorum ekle