Yara Bandım
Semiha Baysal
Bir türlü uyuyamıyordum.Yatağımdan adeta alevler çıkıyordu.“Ankara da bu kadar sıcak yapar mıymış?” dediğim bir geceydi. Ağustos ayına veda etmek üzereydik. Yaz mevsimi de bitiyordu oysa. Eskiden bu tarihlerde, geceleri tatlı bir serinlikle ürpertenAnkara,bırak üşütmeyi buram buram terletiyordu artık.Asfaltta yumurta pişirecek kadar sıcak bir memlekette doğan ben, şimdi Ankara’da yanıyordum. Yıllardır Ankara’da yaşıyorum artık buralıyım.
Çocukken böyle gecelerde balkona çıkar denizden gelecek ufacık bir esintiyi bekler dururduk. Balkon şehriydi Mersin. Arkadaşlarımız da çıkardı balkonlara. Bazen de ailelerimiz izin verirse sokağa iner oynardık. “O saatte sokak mı” demeyin seher vaktine kadar yanardı ortalık. Herkes uyanıktı nasıl olsa. Sıcaktan uyuyamayan anne babalarımız, biz sokakta oynarken zamanın, hatta tüm zamanların da diyebiliriz, kıymetli dizileri Kaynanalar, Perihan Abla ve Bizimkiler’in tekrarını izlerdi. Sabaha karşı serinlik çıkınca azıcık kestiren babalarımız sonra kalkıp işine gider biz de pikelerimize sarılıp uyumaya devam ederdik. Annelerimiz bizden önce uyanıp ev işlerine girişir, azıcık daha uyumamıza izin verirdi. Kahvaltıda muhakkak tombul cam kavanozluçokokremimiz olurdu. Ekmeğin üzerine ince ince sürerdik ki çabucak tükenmesin.Çokokrem bitince petekli tombul bardağı yıkayıp kaldırır, altı tane olunca takımı tamamlardık.
Uyuyamadıkça bir sağa bir sola dönüyor, o günleri anımsıyorum. Anılar bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor. Çocukluğuma döndüğüm böyle zamanlarda,tarifsiz bir huzur tüm hafifliğiyle üzerimde gezinmeye başlıyor. Bunaltan havanın ağırlığı hemen dağılıyor. Yaz gecelerinde sokaklarda korkusuzca oynadığımız o nemli günlere dönüyorum dalga dalga. Sonra evimiz geliyor ekrana. Üç katlı evimizin altı boş bir dükkândı. Üst katımızda ev sahibimiz otururdu. Salondan da mutfaktan da geçilebilen, geniş balkonumuzun baktığı sokakta, tam karşımızda, boylu boyunca uzanan siyaha boyanmış bir duvar vardı.Bu duvar okuduğum ilkokulun kocamanbahçesini çevreleyen yükseltinin bir kısmıydı.
Duvarın, bir bakmışsın siyaha bir bakmışsın beyaza boyanmasını hiç anlamazdım çocuk aklımla. Bir kere de buna şahit olmuştum. Yine aşırı nemden uyuyamadığım bir geceydi. Balkona çıktığımda duvara dayanmış merdivenin tepesinde duran birinin, elindeki fırçayla duvara bir şeyler yazdığını görmüştüm. Altta bekleyen başka biri de kısık bir sesle ona çabuk olmasını söylüyordu. Ben, korkmuş ve balkonun demirden korkuluklarının arkasına eğilerek gizlenmiştim. Çöktüğüm yerden yeşil renkli brandayı azıcık indirip onları izlemeye koyuldum. Olan biteni henüz anlayamadan hızlıca toparlanıp gittiler. Evdekileri uyandırmaktan korktuğum için içeri girip tekrar yatağıma girdim. Ertesi gün uyandığımda belediyeden gelen görevlilerin yazıyı kapatmak içinduvarı yine siyaha boyadığını gördüm.
Bazen de uykumun arasında bir bekçi düdüğü duyardım ve kaçan abla ağabeylerin korku dolu seslerini. Hatta böyle gecelerde babam, birlikte uyuduğumuz ablamı kontrol ederdi yatağında mı diye. Küçücüktüm ama bekçiden kaçan üniversiteli gençler için çok üzülürdüm, yakalanmasınlar diye dua ederdim. Böyle olaylarla geçmişti çocukluğum ama şimdilerde olduğu gibi sokak ne anne babamızı ne de bizi bugünkü kadar korkutmazdı.
Evler genellikle ikişer üçer katlıydı. Yazları herkesin kapı penceresi açıktı olurdu. Güvenlikle ilgili derdimiz hiç olmazdı.
Arkadaşlarım; camcının oğlu Arif, yan sınıfın öğretmeninin kızı Elif ve cami imamının kızı Süheyla ile bazen sokakta bazen de hava sıcaksa birimizin evine gidipevcilik oynardık. Okul yarım gündü. Son zil çalınca eve gelip karnımızı doyurur, hemen ödevimizi yapardık. Kalan sürede de oyuna doyardık.En sevdiğimiz oyun yakan toptu. Bağıra çağıra, suratlarımızkıpkırmızı oluncaya kadar koştururduk. Yorulunca az ilerdeki bakkala gidip olan paralarımızı birleştirip buz gibi gazozlarımızı içerdik, kaldırıma yayılıp.
Kimse bize kızmazdı, kimse bizden rahatsız olmazdı. İstediğimiz kadar bağırırdık oynarken. Düşüp dururduk. Bacaklarımız, kollarımız yara bere içindeydi. Hiç umurumuzda değildi. Yaralanan yeri arkadaşımız temiz suyla yıkar sonra da bandı yapıştırırdı. “Yok bir şeycik” derdik şefkatle birbirimize. Acımız sızımız kalmaz hemen oyuna döner, kaldığımız yerden devam ederdik.
Sokağımızın başına cuma günleri bir sebzeci gelirdi. At arabasının tablasında sebze ve meyve satardı. Cuma namazından çıkanlar sebzecinin başına üşüşürlerdi. O köşe başı çok kalabalık olurdu. Mahalleli alış veriş yaparken atın dizginlerini acımasızca çeken sahibi, ona hiç acımazdı. Oysa hafifçe kıpırdanan zavallıcık, yüzüne konan sinekleri kovmak isterdi sadece. Kıpırdanması ondandı.Yüzü yara izleriyle dolu kapkara tenli adam, gemi hızlıca çekerkenat,gözlerini kocaman açardı ve o an atın göz bebeklerinde beliren acıyı yüreğimde hissederdim.
Herkes gittikten sonra atın sahibi esnafla sohbet ederdi, ben de bu anı kollardım. Yorulan ve susayan zavallıya yaklaşır önündeki kovaya su koyar, kafasını dikkatlice ıslatırdım. Bana müsaade eden at sakince dururdu. Gözleri bu kez sevgiyle ışıldardı.
Yine bir cuma günü sebzeci mahallemize gelip sokağın köşesine doğru ilerledi. Kara adam,atın dizginlerini acımasızca çekiyordu. Her zaman çaresizce uysal olan at, bu kez bir türlü ilerlemiyordu. Çok sinirlenen kara adam, elindeki kırbaçla ata vurmaya başladı. Zavallı hayvancık!Her halinden canının çok yandığı anlaşılıyordu. Nasıl oldu, hangi arada oldu bilmiyorum; at yanından geçen bir adamın kolunu ısırıverdi. Bunu gören sahibi, az öncekinden daha da acımasızca atı dövmeye başladı. Kimse sesini çıkaramıyordu. Karşı kaldırımdan her şeyi görüyordum. Bir ara babamın camiden çıktığını fark ettim. Tam o anda kara adamın üzerine doğru koştum. Kendime geldiğimde oradaki dükkânlardan getirildiği belli bir sandalyenin üzerinde yarı baygın oturuyordum. Babam dağılan saçlarımı okşuyor,çığlıkları duyup koşarak evden gelen annem telaşla oramı buramı çekiştiriyor, bana neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Yan taraftan atın sahibinin bağırtısı geliyordu. “At benim! İstediğim gibi döverim. Küçücük çocuktan mı öğreneceğim ne yapacağımı?” diyordu yüksek sesle ve öfkeyle.Bu sözleri duyunca yerimden dikilip ona doğru, “bekçiler geceleri ağabeyleri ablaları kovalayacağına gelip de seni tutuklasın” diye bağırdım. İmamın kızı Süheyla ile camcının oğlu Arif de gelmişti ve onlar da bana katıldı. Kalbimin yara bandıydı onlar. Atın iki tarafına koruma gibi dikilmişlerdi. Adamın “anarşik bunlar” diyerek söylendiği bugüngibi kulaklarımda. O günden sonra kara adam bizim sokağa hiç gelmedi. Ata ne olduğunu hep merak ettik. Süheyla cennette olduğunu söylerken Arifle ben de ona katılıyorduk başka türlüsünü düşünemezdik.Sokağımıza artık gelmiyordu…
Gece serinlemiyordu ya da ben hatırladıklarımla uyuyamıyordum. En iyisi kalkıp mutfağa gitmekti. Oğlum bitirmediyse biraz çokokrem yemek iyi gelir diye düşündüm. Çocukluğumdaki tadı alır mıyım bilinmez.
En güzeli saatin biraz geçmesini beklemek. Süheyla ile konuşup biraz rahatlarım. O benim yara bandım.
9 Ağustos 2025 Antalya
Yeni yorum ekle