Tanrıça Anahita
Bereket, su, sağlık, şifa, doğurganlık ve bilgeliğin kadim pers tanrıçası Anahitadır. “Güçlü, lekesiz, saf” adlarıyla bilinmektedir. Sırtında altın pelerin, belinde kemeri, boynunda kolyesi ve sekiz güneş ışığı okuyla altın taç giymiş yıldızlarla, iri göğüslü, ayağında bileklerine kadar uzanan sağlam altın renkli iplerle bağlı çizmeli, elbisesi her biri üç yavru doğurmuş üç yüz kunduz postundan yapılan, genç, alımlı, boylu poslu, mutlu, özgür, saygın, gür sesli, soylu güzel bir kadın olarak bazen el değmemiş bir bakire bazen de kötü kadın olarak anlatılmıştır.Onun dört beyaz atın çektiği arabası vardır. Atları; bulut, yağmur, kar ve doludur. O şanına yakışacak şekilde göğün en yüksek ve yüce katında yaşamını sürdürür. Gökyüzünde yıldızların arasındadır.O her yere gidebilen, kötü güçlerle mücadele edendir.Birçok vazoda tapınımı sınırları aşarak Batı Avrupa, Afrika, Çin ve Hindistan’a kadar onun figürlerine rastlanmaktadır.
Onun ismi eski Farsça da Anahita veya Anahit modern Farsçada NAHİD, Ermenice de Anahit, Yunancada Anaitis olarak geçmektedir. Ayrıca İştar, İnanna ile eşdeğer görülmektedir. Venüs gezegeni ile özdeşleştirilir.
Bazı araştırmalar onun M.Ö. 8. Yy da en saygı duyulan tanrıça olduğunu aktarmaktadır. Başlangıçta su tanrıçası olarak tapınım görmüş olsa da sonrasında insanları kötülüklerden koruyan kollayan koruyucu varlığa da bürünmüştür. Güvercin ve tavuskuşu ile irtibatlandırılmıştır. (Kibele ve Heranın da sembolleri). Ayrıcagenelde sularla, kuğularla, su kuşlarıyla, lotus çiçeği gibi sembolleriyle gösterilir. Ermenilerce de Anadolu’da da kutsal görülmüş “Anahid” adıyla bilinmiş ve onun onuruna eski Ermeni takviminn ilk ayın on beşinci gününde en yakın nehrin kenarında ona teşekkür ve şükran ifadeleri için “Altın Ana” festivali düzenlenerek kurban sunulmaktadır. Anadolu’da da Erzincan ve Tokat Zile’de önemli tapınağı olduğu bilinmektedir. Anadolu da ayrıca Lidya, Kapadokya ve Pontus bölgelerinde çokça bu inancın izlerine rastlanmaktadır. Yunanistan’da ise Artemis ve Afrodit ile aynı görülmüştür.
İran inanç sisteminde su sadece bir element değil ilahi bir varlık, hayatın özü, saflığın kendisi olarak görülmektedir.Anahita’da zaten bu kutsal ve ilahi suyun cisme bürünmüş hali olarak kendisini gösterir. Tanrıçaya dair daha primitif dönemlerde su kaynaklarına ve bereketli topraklara itafen tapınım yaygındır. Bunlar açık alanda su olan bölgelerde bereketi artırmak, hayvanların üremesini ve aynı zamanda insan soyunun sürekliliğini sağlamak için gerçekleştirilirdi.
Tanrıçanın üç temel özelliği ise; yaşam veren suların kudreti ve gücü, saflığı, yaşamın ve refahın tüm yönlerini kapsayan olarak ele almak yerinde olacaktır. Ayrıca o erkeklere kuvvet ve bilgelik, atlara hız ve savaşçılara zafer veren bir savaşçı tanrıça özelliğini de göstermektedir. Onun kutsal sularında arınma ve iyileşme arayan pek çok kahraman kral ve ölümlü anlatılmaktadır.
Özellikle M.Ö. 5. Yy sonlarında Anahita kültü ciddi anlamda yükseliş ve yayılım göstermiştir. Fazlaca heykelleri yapılmış ve tapınaklara konulmuştur. Heykelleri Babilonya(günümüz Irak sınırında), Susa, Ekbatana, Persepolis ve Baktriya gibi önemli şehirlere yerleştirilmiştir.Hellenistik dönemle daha çok dünyada tapınım görmüş ve zenginleşmesine sebep olmuştur.
Kraliyetin meşruiyetini ve hanedanın bereketini sağlayan tanrıçadır. Özellikle Sasanilerin döneminde para ve kaya kabartmalarında fazlasıyla yer almıştır.(M.S.3-7.YY). Sasani kralları Anahita tapınağında taç giyme törenlerinin yapıldığı ve krallık gücünü ilahi onayını aldıkları önemli bir merkezdir.Sasani sanatında fazlaca yer almıştır.Sasanilerde ise Anahita; çarşıda elinde bir çiçek veya biraz meyve bazen bir kuş veya bir çocuk tutan çıplak veya yarı çıplak bir kadın olarak gümüş kapların üzerinde temsil edilmiştir.Zerdüştlükte de Anahita suyun kişileşmiş hali olarak ibadetlerde çok önemli yer tutmuştur. Sebebi basittir aslında, Zerdüşt ayinlerinde su arınma ve kutsanmanın en temel aracıdır. Su tanrıçası olduğu için su gibi aziz, kutsal ve saygıdeğerdir. Suya adak ya da yeryüzüne adak gibi gerçekleşen ritüellerAnahita’ya duyulan saygının göstergesidir. Gerçekleşen ritüellerde saf su tanrıçaya sunulur ve onun yaşam veren gücünün devamlılığı için dualar edilir.
Zerdüştler için su ayrıca ruhsal kirlilikten arınmanın ve bedeni temizlemenin de yoludur. Ritüel belirli günlerde ve kirli olduğu düşünülen olaylardan sonra gerçekleşirdi.Anahita’nın saflık özelliği Zerdüşt inancının temel noktalarından birisi olan “doğruluk, düzen, saflık” fikriyle aynıdır. İnsanın hayatını her anlamda katkısıyla kolaylaştıran ve erişilen bir figür olan Anahitatapınımı halk arasında geniş kitlelerce yayılmış ve Zerdüşt ruhban sınıfının da desteğini almıştır. Onun vasıtasıyla Zerdüştler evrenin ve yaşamın temel kaideleri olan su ve ateşin ilahi gücüne daha derinden sahip çıkmışlardır.Zerdüştlerin Yezd şehrinde Pir’i Banu olarak adlandırılan Sasani kralı Yezdegird’in kızı Parsabanu’ya aittir. Araştırmalar göstermiştir ki burası başlangıçta Anahita’ya adanmış bir kutsal bölgedir. Sasaniler döneminde tanrısal varlıklardan banu/hanım tabiri yalnızca Anahita için kullanılır.
Anahita Pers medeniyetinin zengin dini dokusunun önemli bir paydası olmuştur.Aslında o öğretileriyle suyun insanlığın varlığındaki önemini anlatmış, inançların nasıl köklerinden güç alarak değişime ve dönüşüme uğradığını, kültürler arası etkileşimin nasıl olduğunu ortaya çıkarmıştır. Her denizin, nehrin ve gölün kenarında yüz pencereli, bin sütunlu, süslü evi bulunur.
Hatta Yunan tarihçiler İranlıların suyu kutsal saydıklarından suya işemediklerini, tükürmediklerini ve onda ellerini yıkamadıklarını söyler. Suyun her türlü pislikten uzak tutulması gerekmektedir.
Günümüzde kullanılan Nahide kız ismi ve Nihad erkek ismi buradan gelmektedir. Fars edebiyatında ise Zühre adıyla bilinmektedir.
Yeni yorum ekle