Üçlüğün Kıyısında

Edebiyat

Üçlüğün Kıyısında

Parkın ortasında, yorgun gün ışığının çekilip yerini solgun bir akşama bıraktığı saatlerde, eski bir çınarın gölgesinde duran bank dikkatimi çekti. Bankın metal çatısı hafifçe paslanmış, tahtalarının arasına rüzgârın taşıdığı ince kum taneleri dolmuştu. Üzerinde üç kişi oturuyordu: Bir kadın, bir adam ve bacaklarını sallayarak kendi dünyasını kurduğu belli olan küçük bir çocuk. Üçü aynı yere bakıyor ama ayrı manzaralar görüyor gibiydi. Yan yana dizilmiş çerçeveler misali içlerindeki resimler bambaşkaydı.

KADIN, çökmüş omuzlarıyla bankın sağ köşesine yığılmıştı. Üzerindeki ince pardösü rüzgârla dalgalanıyor, saçının kaçak birkaç teli yanaklarına yapışıyordu. Göz kapaklarında belirgin bir ağırlık, avuçlarının içinde sımsıkı tuttuğu karton kahve bardağında ise tüketilememiş bir telaş vardı. Bardağı, içmediği hâlde sıcaklığını korumasını ister gibi kavramıştı.Parmakları bardağın üzerinde geziniyor ama içecek, dudaklarına bir türlü ulaşmıyordu. Sanki nefes almak için bile izin bekliyordu. Gözlerinin altındaki derin çizgiler, sabahların henüz uyanmamış hüznünüakşama taşımaya gayret ediyordu.

ADAM, kadının hemen yanında ama ondan birkaç karış uzakta oturuyordu. Aralarındaki mesafe öyle ölçülüydü ki bu mesafeyi kendilerince imzaladıkları görünmez bir protokol belirliyormuş gibiydi. Adamın sırtı dümdüzdü.Dizlerini hafifçe kırıp öne eğilmiş, ellerini birbirine kenetlemişti. Parmaklarının arasında dahi gerginlik vardı.Ne kadar uğraşırsa uğraşsın çözemediği bir düğümü açmaya çalıştıkça daha daköreltiyordu. Gözleri uzun süredir uykusuzluk çeken birinin gri durgunluğuna sahipti. Nefes alırken göğsünün hafifçe titrediğini görmek mümkündü. İçinde büyümekte olan bir kararın ağırlığını taşıyordu.

ÇOCUK ise bütün bu durumların dışında, kendi küçük coğrafyasında dolaşan bir gezgin gibiydi. Dizlerinin üzerinde tutmaya çalıştığı kırmızı oyuncak araba, elinde sürekli dönüyor; oyuncağın sert plastik gövdesinden yansıyan soluk ışık, gözlerine düşüyordu. Saçları rüzgârda darmadağın olmuş, yanakları günün heyecanıyla kızarmıştı. Ayakkabılarının burnu toz içindeydi.Belli ki parkın her köşesine uğramış, ağaç gövdelerini yoklamış, taşların arasında hazine ararcasınadolaşmıştı. Şimdi de iki yetişkinkişinin arasında, onların ağırlıklarını dengeleyen bir terazi edasıyla oturuyordu. Elleri, zaman zaman kadının ve adamın dizlerini tutuyor, bu yolla aralarındaki sessiz iletişimi bilinçsizce sağaltıyordu.

Parkın etrafındaki kalın gövdeli ağaçlar akşamın nemli sessizliğini taşıyor, dalların arasından süzülen ince ışık demetleri bankın üzerine düşerek artık aile denip denemeyeceği belirsiz bu üçlünün yüzlerini renklerle bölüyordu. Uzakta, kırık bir salıncağın zinciri hafifçe sallanıyor, rüzgâr demirin içinden ince bir uğultuyla sesleniyordu. Hava, yağmur yağacağını haber veren gizemli bir kokuyla dolmuştu. Ağacın gölgesi uzadıkça uzuyor, bankın altında koyu bir çizgiye dönüşüyordu.

KADININ gözleri bir an çocuğa kaydı. O bakışta, bir şey söylemek isteyip de söyleyemeyen insanların kederi vardı. Çocuğun her hareketini takip ediyor, ellerinin kendi küçük dünyasını nasıl kurduğunu hayranlıkla izliyordu. Çocuk arabasını ne zaman hızla ileri sürse kadın kaşlarını hafifçe kaldırıyor, onugözleriyle korumak istiyordu. Ama bu koruma refleksinin altında başka bir korku saklıydı.

ADAM, çocuğun küçük ayaklarına uzun uzun baktı. Ayakkabılarının burnundaki çamur lekesi, belki de sabahtan beri ilk kez fark ettiği bir ayrıntıydı. Gözleri yavaşça yukarı kaydı.Çocuğun saçlarının arasına, yanaklarına, incecik boynuna… O anda adamın yüzünde beliren ifade, bir şeyler söylemek istediği hâlde kelimelerin ağzından çıkmamak için birbirine engel olduğunun resmiydi.

Parkın sessizliği derinleştikçe, üçü de bankın üzerinde donmuş bir tabloya dönüştü. Kadının elleri titriyordu, adamın parmaklarının eklemleri beyazlamıştı. Çocuk ise arabanın tekerleklerini çevirirken çıkardığı hafifseslerle bu donukluğa ince bir hayat işareti bırakıyordu. Parktaki rüzgâr, ağaçların karanlığı ve havadaki ağırlık çocuğun etrafında çözülemeyen bir bilmece gibi dönüyordu. Akşamüstünün gri tonları, bu üçlünün ruhunda somutlaşıyordu.

Bir an için kadın başını kaldırıp adamın yüzüne baktı. Bu bakış bir selam değil, bir sitem değil, bir çağrı hiç değil; daha çok, bir şeylerison kez doğrulama ihtiyacıydı. Adam gözlerini kaçırmadı ama bir şey de söylemedi. O an, aralarındaki mesafenin yalnızca banktaki birkaç karış değil, yılların yorgunluğu kadar olduğu görülebiliyordu.

ÇOCUK, neden sonra arabasını bankın kenarına koydu. Koşarak çimenlere daldı, ayaklarının altında çocuksu heyecanıyla ezilen çimenlerin kokusu yağmur aromalı havaya karıştı. Küçük bedeni rüzgârın önünde hafifçe savruluyor, Güneş’in son ışıkları saçlarının arasında kayboluyordu. Koşarken arada bir dönüp bankta oturan iki yetişkine bakıyordu. Hâlâ orada olduklarından emin olunca aynı heyecanla oynamaya devam ediyordu.

KADIN ve ADAM haberleşmişçesineaynı anda bakışlarını çocuğa yöneltti. Ses çıkarmadan, yalnızca gözleriyle… İkisinin bakışları aynı noktada buluştu ama aynı duyguda buluşamadı. Zaten bu nedenle hiçbir zaman “kadın ile adam” olamamış hep “kadın ve adam” olarak yaşamışlardı. Kadının gözlerinde endişe, adamınkilerde hüzün… Aralarındaki fark, parkın sessizliğini de büyüttü.

Akşam iyice çökerken hava ağırlaştı. Gökyüzü morumsu bir perde gibi üzerlerini örttü. Bankın tahta yüzeyine düşen serinlik, omuzlarındaki ağırlığı katladı. KADIN titredi bu kez. ADAM derin bir nefes aldı. ÇOCUK ise az önce tepelediği çimenlerin üzerine uzanıp gökyüzüne bakmaya başladı… Dünya’nın aynasında hiçbir şey değişmiyormuş gibi göğe daldı.En sessiz anların bu kuvvetli çığlığı, birbirlerine temas edemeyen cümlelerle böylece saklandı…

Dr. Seda Artuç Bekteş

Yorum

Zeynep (doğrulanmamış) Pa, 14 Aralık 2025 - 20:05

Çerçevenin içindeki aile portresi içimizi burkan nitelikte olması , her çerçevenin duvara asılı olmadığını hissetmek çok buruk bir melodi gibi geldi.

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.